• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Üyelik Girişi

Babam: "Hüseyin Dizman"



........... Babam kısa boylu cılız yapılı bir gençtir. Ebemin yanında pek kıymetlidir ama topluma karıştığında fazlaca dikkate alınmaz. Arkası da önüde pek yoktur. Dededen amca olan raşıtlar sülalesi de pek yardımcı değildir. Birazcık ablasına (halama) talip olan Süleyman(Şakir amcanın oğlu- Oda dededen amca) tarafından kollanmaktadır ama, o da pek bir şey ifade etmemektedir.
   Emirin Hüseyin çok akıllıdır. Muhakeme yeteneği mükemmeldir. Bunu ilk keşfedenlerden birisi de Mısıro'dur. Mısıro sert adamdır. Efe adamdır. Astığı astık kestiği kestiktir. Ama medeniyete, bilgiye ve en önemliside yerel deyimle kafası çalışana saygılıdır Mısıro.Köken olarak 1900 lü yılların hemen önünde Kütahya örencikten gelmişlerdir. Laf olaki Örencikte birtakım olaylara karışmışlar,hasımları orada kalırken; onlar yani "mısırolar" örencik'i terk etmişlerdir. Diğer bir deyişle Kütahya sancağından Saruhan sancağına göç etmişlerdir. Gözden ırak diye Gökeyüp'e yerleşmişler, kız alıp kız vermişler ve Ömer emrenin torunlarından sayılmışlardır. Kız alıp kız vermiş derken Emirin Hüseyinide gözünden kestirmiştir Mısıro damat adayı olarak.    Yeğeni Nazlı ile evlendirir Emirin Hüseyini. Nazlı ile evlenen Emirin Hüseyin daha dikkatle dinlenir olmuştur.
   Cumhuriyetin kurulması ile birlikte yeni devletle içli dışlı olmasını bilmiştir Gökeyüp insanı. Telefon denilen aletin Adala nahiyesinden sonra ilk çekildiği yerdir Gökeyüp. Neden ve nasıl denirse altından ..... dayımız çıkar. Dedik ya efe adamdır diye. Telefon direğine bile ihtiyaç duyurmadan, Orta köy üzerinden mevcut palamut ağaçlarının gövdelerine fincan taktırmak suretiyle telefon hattı çekilmiştir daha 1934 te Gökeyüp'e. Acıdır ama ikinci dünya savaşının başlamasıyla birçok dengelerin bozulduğu gibi yörenin dengeleri de değişmiştir.
   Yeni devletle içli dışlı olup medeniyete koşan yeni nesil günün koşulları gereği silah altına alınınca içine kapanma dönemi tekrar nüksetmiştir Gökeyüp'te. Medeniyete çekilen hat olan telefon hattının telleride ortaköylüler tarafından kesilip parçacıklar halinde av tüfeklerine saçma olarak kullanılır. Savaşla birlikte medeniyete açılan en büyük kapı da yok edilmiştir.
   Savaş bitip te demokrasi(!)ye geçilince "karar vericiler" ovanın ağaları, beyleri olmuştur. Ağalar beyler olunca karar verici, söz hakkı kalmamıştır milletin özünde. Oyu getir de ne yaparsan yap dönemi açılınca, bir kere daha  kapanmıştır Gökeyüp'ün geleceği tıpki 1410 larda(bkz.dosyalar) olduğu gibi.
   Savaş ortamında Emirin Hüseyin de silah altına alınır. Ancak şanslıdır babam. Herkes piyade, topçu, tankçı olurken o "orman askeri" olmuştur. Onun bilgili ve yüksek muhakeme yeteneğine sahip olduğunu gören askerlik şubesi başkanı onu orman askeri yapmıştır. O günün şartlarında orman askeri bu günkü "orman muhafaza memuru"nun yaptığını yapmaktadır. Ama hertürlü gider ve ihtiyaçları Savunma Bakanlığınca karşılanmaktadır. Askerliğin üçüncü yılında orman askeri sınıfı lağv edilir. Oda piyade olarak Kars Sarıkamışa gider. Üç yıllık İstanbul Cibali yatışından sonra Sarıkamışın kar ve buzu altına gitmek ne kadar kolay veya zordur onu ancak o bilmektedir. Bir yıllık piyadeliğin sonunda terhis olur ve geri köye döner.
   O istemese de halk onu zoraki ocak başkanı yapmıştır ana muhalefet partisinin.
   .... dayı ise iktidar partisinin ocak başkanıdır. ......
Gül gibi geçinip giderler. Bazen yaşlı mısıro dayının gençlik alışkanlıklarından kalma hukuksuz davranışları olsada. Haklının hakkını arayan Emirin Hüseyin adı yavaş yavaş değişir. Soyadıyla anılmaya başlanır. Dizman dayı olmuştur adı. Orman Kanunu, medeni kanun, köy kanunu ondan sorulur olmuştur. Diğer bir deyişle köyün yerel avukatıdır.
   Coşar ve köy muhtarlığına aday olur. O alkış tutanların sessizce uzaklaşmalarına şahit olmuş, hatta yaşamıştır siyasi ihaneti.
   Ne zaman o konular açılsa"- muhalefet partisinden aday olmak akıl karı değildir." demiştir.
   Yıllarca ocak başkanlığı yapar. Gün gelir 27 mayıs 1960 darbesi/devrimi olur. Darbe midir? Devrim midir? hep sorgulamıştır kendince.
Sonuç: darbedir ona göre. 
   Lokal bir olaydan hareketle anlatır bunu. "- 1961 mi 62 mi tam hatırlamıyorum. Köyde kadastro elemanları var ve arazilerin ölçümlerini yapıyorlar. Vatandaştaki alışkanlıktan olsa gerek ki canı yanan bana geliyor. Kendimce anlatılan olayları bir bir yerinde takip ettim. Ölçüm ve cins tespiti yapan komisyon üyeleri kim iyi sofra kurarsa onun orman olması gereken arazilerini tarla diye kayda alırken; iyi sofra kuramayanların ormanla alakası olmayan dümdüz tarlalarını bile orman arazisi diye kayda alıyor. Sonun da birgün komisyonun huzuruna çıktım ve durumun yanlışlığını anlatmaya çalıştım. Komisyon başkanı sert bir yüz ifadesiyle bana baktı ve - Amca senin bildiğin hoppacık devri 27 mayısta kapandı. Sen şimdi voltanı al ve doğruca evinin yolunu tut. Devletin memurunu işinden alıkoyma! dedi. İşte o an anladım. 27 mayıs bir vakıadır. Halka rağmen halk adına yapılan bir darbedir.Acı tarafı ise bu darbenin 10 yılı aşkın ocak başkanlığını yaptığım partiye mal edilmesidir.Üzücü olan taraf ise bir takım partililerinde körü körüne Menderes düşmanlığı çerçevesinde bu darbeye sahip çıkmalarıdır."
   O günlerde adalet partisi kurulur ve benim babam da orada yerini alır. Ona göre: devletçilik olduğu sürece "demokrasi" içi boş bir söylemden ibarettir. Demokrasinin yasalarda olması değil kafalarda olması önemlidir.
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.64185.6644
Euro6.38136.4069